01.11.2026Pasinler☼
Pasin Ovası · Erzurum · TürkiyeYerel habercilikte hızlı, anlaşılır ve güvenilir yayın
Pasinlerin Sesi
Tarihin İzindeDadaşın Sesi
◖ SON GELİŞMELER
TÜMÜ →
Ana Sayfa › Köşe Yazıları
REKLAM · HABER DETAY ÜST
· Köşe Yazıları ·

Bir Dostun Acısına Ortak Olmak..!

Bir Dostun Acısına Ortak Olmak..!
◷ 5 dk okuma◉ 0 görüntülenmePasinlerin Sesi Haber Merkezi

Evladını 33 yaşında toprağa veren kıymetli dostum, ağabeyim Enver Güler’in “Balası Var, Balası Var…” başlıklı yazısında dile getirdiği tarifsiz acı, yalnızca bir babanın değil, onu seven herkesin yüreğine dokundu. Serhad’ın ardından yükselen bu feryat karşısında teselli edecek söz bulmak zor; fakat dostluk, acıyı dindiremese de o acıyı taşıyan yüreği yalnız bırakmamaktır.

REKLAM · HABER İÇERİĞİ ARASI
BİR BABANIN FERYADINA NE SÖYLENİR Kİ, ENVER ABİ? Bazen insan, yıllardır tanıdığı, dost bildiği, ağabey dediği birinin acısı karşısında söyleyecek tek kelime bulamaz. Çünkü bazı acılar vardır ki ne teselli kabul eder ne de zamanın geçmesiyle hafifler. Hele o acı, bir babanın evladını toprağa vermesiyse, insanın dili tutulur, kalemi susar, yüreği konuşur. Enver Güler… Benim için yalnızca tanıdığım bir insan, karşılaştığımda selamlaştığım bir dost değildir. Kıymet verdiğim, sevdiğim, ağabey bildiğim bir insandır. Geçtiğimiz günlerde kaleme aldığı “Balası Var, Balası Var…” başlıklı yazısını okudum. Okudum demek belki de doğru değil. Her satırında durdum, her cümlesinde boğazım düğümlendi, bazı kelimelerin üzerinde uzun uzun düşündüm. Çünkü karşımda bir gazete yazısı değil, evladını kaybetmiş bir babanın yüreğinden kopup gelen, kelimelere sığmayan bir feryat vardı. Bir babanın, henüz 33 yaşındayken hayata veda eden oğlu Serhad'a seslenişiydi bu. “Canım babam… Koca Reis…” Bir evladın babasına söylediği bu birkaç kelime, başkaları için sıradan bir sevgi ifadesi olabilir. Fakat o sesi bir daha duyamayacağını bilen bir baba için dünyanın bütün servetinden daha kıymetli, bütün acılarından daha ağır bir hatıraya dönüşür. Enver Abi, yazısında oğluna sesleniyor. Onunla konuşuyor, ona dert yanıyor, yokluğuna alışamadığını anlatıyor. Aslında yalnızca Serhad'la konuşmuyor. Evladını kaybetmiş bütün anne babaların yüreğine dokunuyor. Çünkü bir babanın evladını toprağa vermesi, hayatın alışılmış düzenine sığmayan, insanın aklıyla da kalbiyle de kabullenmekte zorlandığı bir ayrılıktır. İnsan anne babasını kaybeder, acısını içine gömer. Kardeşini kaybeder, bir yanının eksildiğini hisseder. Dostunu kaybeder, hatıralarına sığınır. Ama bir insanın kendi evladını toprağa vermesi… İşte orada kelimeler kifayetsiz kalır. Çünkü insan, evladının geleceğini görmek için yaşarken bir gün onun geçmişiyle yaşamaya mecbur kalır. Enver Abi'nin yazısında beni en fazla etkileyen ifadelerden biri, zamanın 6 Mart 2026 tarihinde durduğunu söylemesiydi. Ne ağır bir cümle! Dışarıda hayat devam ediyor. Sabah oluyor, akşam oluyor, insanlar işlerine gidiyor, sokaklar kalabalıklaşıyor, mevsimler değişiyor. Ama bir evin içinde takvim hâlâ aynı günü gösteriyor. Bir annenin kulağı kapıdan gelecek sesi arıyor. Bir babanın gözleri, oğlunun oturduğu yere takılıyor. Kardeşler, anlatacakları bir mesele olduğunda artık cevap alamayacakları bir yoklukla karşılaşıyor. Ve geride çocuklar kalıyor… Babalarının yüzünü, sesini, sevgisini hatıraların ve kendilerine anlatılan güzel günlerin içinde yaşatacak çocuklar. İşte Enver Abi'nin acısını okurken insanın içini en fazla yakan da bu oluyor. Bir babanın evladına duyduğu özlemin yanında, torunlarının babasız büyüyecek olmasının hüznü de var. Sevgili Enver Abi… Sana ne söyleyebilirim? “Sabret” desem, sabrın ne kadar ağır bir yük olduğunu senden iyi bilebilir miyim? “Zamanla geçer” desem, evlat acısının zamanla geçmediğini, yalnızca insanın onunla yaşamayı öğrenmeye çalıştığını bilmiyor muyum? “Güçlü ol” desem, insanın bazen güçlü görünmekten ne kadar yorulduğunu görmezden gelmiş olmaz mıyım? Hayır, Abi. Sana bunları söylemeyeceğim. Çünkü senin acının karşısında büyük sözler söylemenin, süslü cümleler kurmanın, hayat üzerine nasihatler vermenin bir anlamı olmadığını biliyorum. Ben yalnızca şunu söylemek istiyorum: Senin acın bizim de yüreğimizi acıtıyor. Elbette senin yaşadığını yaşadığımızı iddia edemeyiz. Bir babanın yüreğinde açılan boşluğun büyüklüğünü, o boşluğu taşımayan hiç kimse tam anlamıyla bilemez. Ama dostluk dediğimiz şey de biraz böyle zamanlarda anlam kazanmaz mı? İnsanın sevinçli gününde yanında bulunmak kolaydır. Sofrasına oturmak, muhabbetine katılmak, güzel günlerinde omzuna dokunmak kolaydır. Asıl dostluk, insanın hayatının en karanlık günlerinde de yanında olabilmektir. Bir şey söyleyemediğinde sessizce oturabilmektir. Gözleri dolduğunda gözlerini kaçırmamaktır. Acısını anlatmak istediğinde dinlemek, susmak istediğinde o sessizliğe saygı göstermektir. Dostluk bazen acıyı dindirebilmek değil, acı çeken insana yalnız olmadığını hissettirebilmektir. Enver Abi… Sen yazının sonunda, “Başımız sağ olsun değil, yüreğimiz seninle birlikte toprağa girdi Serhad'ım” diyorsun. İnan ki bu cümlenin üzerine başka bir söz söylemek çok zor. Çünkü o cümlede bir babanın bütün çaresizliği, bütün sevgisi ve bitmeyen özlemi var. Biz Serhad'ı senin kadar tanımamış, onunla senin kadar hatıra biriktirmemiş olabiliriz. Ama senin kaleminden onun annesine seslenişini, babasına sevgisini, kardeşleriyle bağını, çocuklarına bıraktığı hatıraları okudukça nasıl bir sevginin geride kaldığını hissediyoruz. Bir insanın ardından böylesine içten sözler yazılabiliyorsa, o insanın bu dünyada bıraktığı sevgi de az değildir. Serhad'ın ömrü 33 yılda tamamlandı. Fakat bir insanın ömrünün uzunluğu yalnızca yaşadığı yıllarla ölçülmez. Bazen kısa bir ömür, geride bir ömre sığmayacak kadar çok hatıra, sevgi ve özlem bırakır. Serhad da ailesinin yüreğinde böyle bir yer edinmiş. Ve belli ki o yer hiçbir zaman boşalmayacak. Kıymetli ağabeyim Enver Güler… Bu satırları sana teselli vermek için yazmıyorum. Çünkü böyle bir acının karşısında teselli dağıtacak kadar büyük sözlere sahip değilim. Bu satırları, bir dostun, bir kardeşin, seni seven bir insanın yüreğinden geçenleri bilmeni istediğim için yazıyorum. Acını yok edemeyiz. Serhad'ı sana geri getiremeyiz. Evinizde eksilen o sesi yeniden duyuramayız. Ama seni ve aileni bu büyük acının içinde yalnız bırakmamak, Serhad'ın hatırasına hürmet göstermek, onun adını sevgiyle anmak bizim elimizdedir. Allah sana, kıymetli eşine, Serhad'ın kardeşlerine, evlatlarına ve bütün sevenlerine sabr-ı cemil ihsan eylesin. Rabbim Serhad'ımızın mekânını cennet, makamını âli eylesin. Geride bıraktığı çocuklarına sağlıklı, huzurlu, hayırlı ömürler nasip etsin. Onları babalarının güzel hatırasına layık insanlar olarak büyütsün. Ve sana, Enver Abi… O çocukların mutluluğuna şahit olacağın, onların yüzünde Serhad'ın hatırasını sevgiyle yaşatacağın uzun ömürler versin. Biliyorum, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Biliyorum, sofranızdaki o eksik sandalye her zaman yüreğinizi sızlatacak. Ama şunu da bilmeni isterim: Serhad senin evladındı, acısı senin yüreğinde. Fakat sen bizim dostumuz, ağabeyimizsin. Senin gözyaşın karşısında bizim de yüreğimiz sızlıyor. Bir babanın feryadını susturamayız. Bir annenin özlemini bitiremeyiz. Ama o feryadı duyabilir, o özleme saygı gösterebilir, acılı bir ailenin yanında durabiliriz. Balası var… Balası var… Şimdi bu iki kelimenin ne kadar ağır olduğunu, senin satırlarını okuduktan sonra daha iyi anlıyorum. Allah hiçbir anne babayı evladının acısıyla sınamasın. Mekânın cennet olsun Serhad. Başın sağ olsun demeye dilim varmıyor, Enver Abi. Ama bil ki bu acıda yalnız değilsin. Dostun olarak, kardeşin olarak, bütün kalbimle yanındayım.
OKUR GÖRÜŞLERİ

Yorumlar

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır.
Hakaret, tehdit, kişisel veri ve spam içeren yorumlar yayımlanmaz.
Bu habere henüz yayımlanmış yorum yok. İlk görüşü siz bırakabilirsiniz.

İlgili Haberler

Aynı kategori veya bölgeden