Eğitim Sistemimiz ve Liselerin Zorunlu Eğitim Kapsamında Olmasının Handikapları

◷ 5 dk okuma◉ 0 görüntülenmePasinlerin Sesi Haber Merkezi
12 yıllık zorunlu eğitim okullaşmayı artırırken, ilgi ve yetenekleri farklı öğrencileri aynı sistem içinde tutması; disiplin sorunlarından diploma değersizleşmesine, mesleki eğitimin zayıflamasından üniversite kapısındaki yığılmaya kadar birçok problemi beraberinde getiriyor. Eğitim zorunlu olmalı; ancak her öğrenciye aynı eğitim modeli dayatılmamalıdır.
REKLAM · HABER İÇERİĞİ ARASI
Türkiye’de zorunlu eğitim, 2012-2013 eğitim öğretim yılından itibaren 4 yıl ilkokul, 4 yıl ortaokul ve 4 yıl lise olmak üzere toplam 12 yıl olarak uygulanmaktadır. Böylece lise eğitimi de bütün öğrenciler için zorunlu hâle getirilmiştir.
Çocukların eğitimden uzak kalmasını önlemek, erken yaşta çalıştırılmalarının önüne geçmek, kız çocuklarının okullaşmasını artırmak ve toplumun genel eğitim seviyesini yükseltmek bakımından bu düzenlemenin önemli kazanımları vardır. Ancak lise eğitiminin zorunlu hâle getirilmesi, gerekli yönlendirme ve alternatif eğitim modelleri oluşturulmadan uygulandığında ciddi sorunları da beraberinde getirmiştir.
Her öğrenciyi aynı eğitim modelinde tutma yanlışı
Her öğrencinin ilgisi, yeteneği, öğrenme biçimi ve gelecek hedefi aynı değildir. Bazı öğrenciler akademik eğitime yatkınken bazıları mesleki, teknik, sanatsal veya uygulamalı alanlarda daha başarılı olabilir.
Buna rağmen mevcut sistem, büyük ölçüde bütün öğrencileri üniversiteye hazırlanan bireyler gibi değerlendirmektedir. Akademik eğitime ilgisi bulunmayan gençlerin dört yıl boyunca klasik lise programında tutulması; öğrencinin kendisine, sınıf arkadaşlarına ve eğitim sistemine fayda sağlamayabilmektedir.
Asıl sorun çocukların eğitim alması değil, herkese aynı tür eğitimin dayatılmasıdır.
Okumak istemeyen öğrencinin sınıfta tutulması
Lise eğitiminin zorunlu olması nedeniyle okula yalnızca yasal zorunluluğu yerine getirmek için gelen öğrenciler bulunmaktadır. Bu öğrencilerin bir bölümü:
Derslere karşı ilgisiz kalmakta,
Devamsızlığı alışkanlık hâline getirmekte,
Sınıf düzenini bozabilmekte,
Öğretmenin zaman ve enerjisinin büyük bölümünü tüketmekte,
Öğrenmek isteyen öğrencilerin eğitim hakkını olumsuz etkileyebilmektedir.
Bir öğrencinin okulda bulunması, onun gerçekten eğitim aldığı anlamına gelmez. Okullaşma oranlarının yükselmesi önemlidir; fakat okulda geçirilen sürenin niteliği, kazanılan beceriler ve öğrencinin hayata hazırlanması daha önemlidir.
Diploma değersizleşirken nitelik geri planda kalıyor
Hemen herkesin lise mezunu yapılmasının hedeflenmesi, lise diplomasının tek başına anlamını azaltmaktadır. Öğrenci sınıf geçse ve diploma alsa bile yeterli okuma-anlama, matematik, iletişim, problem çözme veya mesleki beceri kazanamamış olabilir.
Böylece sistem, eğitimli insan yetiştirmek yerine diploma dağıtan bir yapıya dönüşme riski taşımaktadır. Başarı ölçütü yalnızca mezun sayısı olduğunda gerçek öğrenme, liyakat ve yeterlilik ikinci planda kalmaktadır.
Sınıf geçmenin kolaylaşması
Zorunlu eğitim kapsamındaki öğrencilerin sistem dışına çıkmasını önleme düşüncesi, zaman zaman sınıf tekrarı ve başarısızlık ölçütlerinin esnetilmesine neden olabilmektedir. Öğrenci, yeterli akademik kazanımları elde etmeden bir üst sınıfa geçtiğinde öğrenme eksiklikleri giderek büyümektedir.
Ortaokuldan yetersiz temel becerilerle gelen öğrenci lisede, liseden yetersiz şekilde mezun olan öğrenci ise üniversitede veya iş hayatında zorlanmaktadır. Sonuçta başarısızlık çözülmemekte, yalnızca bir sonraki eğitim kademesine aktarılmaktadır.
Öğretmenlerin eğitimden çok disiplinle uğraşması
Öğretmenin temel görevi eğitim ve öğretim faaliyetlerini yürütmektir. Ancak okula devam etmek istemeyen veya bulunduğu okul türünü benimsemeyen öğrencilerin yoğun olduğu sınıflarda öğretmenler zamanlarının önemli bölümünü:
Devamsızlık takibine,
Sınıf düzenini sağlamaya,
Disiplin sorunlarına,
Öğrenciyi derse katmaya,
Veliyle sürekli iletişim kurmaya
ayırmak zorunda kalmaktadır.
Bu durum öğretmenin mesleki verimini ve motivasyonunu düşürürken başarılı ve öğrenmeye istekli öğrencilerin de nitelikli eğitim alma imkânını azaltmaktadır.
Mesleki eğitimin gerektiği kadar güçlendirilememesi
Zorunlu lise eğitiminin en önemli handikaplarından biri, güçlü bir mesleki yönlendirme sistemiyle desteklenmemesidir. Akademik eğitimde başarılı olamayan veya bu eğitimi istemeyen öğrencilerin önemli bir bölümü, ilgi ve yeteneklerine uygun mesleki alanlara zamanında yönlendirilememektedir.
Oysa gençlere yalnızca diploma değil, geçerli bir meslek kazandırılması gerekir. Sanayi, tarım, hayvancılık, turizm, bilişim, sağlık hizmetleri ve zanaat alanlarında nitelikli ara eleman ihtiyacı bulunurken gençler uzun yıllar boyunca teorik eğitim içinde tutulmaktadır.
Bunun sonucunda bir tarafta iş arayan diplomalı gençler, diğer tarafta çalışan bulamayan sektörler ortaya çıkmaktadır.
Üniversite kapısında yığılma
Lise eğitiminin genel olarak üniversiteye hazırlık süreci şeklinde görülmesi, gençlerin büyük bölümünü yükseköğretime yöneltmektedir. Üniversiteye yerleşemeyen veya yerleştiği bölümden sonra iş bulamayan gençlerde hayal kırıklığı meydana gelmektedir.
Her gencin üniversite mezunu olması mümkün olmadığı gibi buna gerek de yoktur. Toplumun akademisyen, mühendis ve öğretmen kadar teknisyene, ustaya, operatöre, çiftçiye ve meslek sahibi üreticiye de ihtiyacı vardır.
Mesleklerin değer sıralamasına tabi tutulması ve üniversitenin tek başarı yolu gibi gösterilmesi eğitim sisteminin en önemli yanlışlarından biridir.
Taşımalı eğitim ve kamu maliyetleri
Özellikle kırsal bölgelerde lise eğitiminin zorunlu olması; taşıma, yemek, araç, yakıt, personel ve denetim ihtiyacını artırmaktadır. Az sayıdaki öğrencinin uzak yerleşim yerlerinden ilçe merkezlerine taşınması önemli bir kamu maliyeti oluşturmaktadır.
Bu harcamalar çocukların eğitime erişimi bakımından gereklidir. Ancak öğrenci okulda gerçek anlamda eğitim almıyor, yalnızca devam zorunluluğu nedeniyle taşınıyorsa yapılan harcamanın eğitimsel karşılığı tartışmalı hâle gelir. Bu nedenle yalnızca “kaç öğrenci taşındı?” değil, “öğrenci hangi kazanımları elde etti?” sorusu da sorulmalıdır.
Çözüm liseyi zorunlu olmaktan çıkarmak mı?
Sorunun çözümü, çocukları sekizinci sınıftan sonra tamamen eğitim sisteminin dışına bırakmak değildir. Böyle bir uygulama çocuk işçiliği, erken yaşta evlilik, sosyal eşitsizlik ve eğitimden kopma gibi çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.
Tartışılması gereken konu, eğitimin zorunlu olup olmamasından ziyade zorunlu eğitimin hangi modellerle sürdürüleceğidir. Eğitim zorunlu kalabilir; ancak her öğrenci için aynı okul, aynı program ve aynı yöntem zorunlu tutulmamalıdır.
Nasıl bir sistem kurulmalı?
Dokuzuncu sınıftan itibaren öğrencilerin ilgi, yetenek ve başarıları bilimsel yöntemlerle belirlenmeli; aile baskısından veya yalnızca sınav puanından bağımsız, etkili bir mesleki yönlendirme sistemi kurulmalıdır.
Öğrencilere şu seçenekler gerçek anlamda sunulmalıdır:
Akademik lise eğitimi,
Mesleki ve teknik lise,
İşletme ile okulun birlikte yürüttüğü uygulamalı eğitim,
Çıraklık ve ustalık eğitimi,
Sanat ve spor ağırlıklı programlar,
Kontrollü açık öğretim,
Bölgesel ihtiyaçlara uygun tarım ve hayvancılık programları.
Mesleki eğitim, başarısız öğrencilerin gönderildiği ikinci sınıf bir alan olmaktan çıkarılmalıdır. Öğrenci, haftanın belirli günlerinde okulda temel dersleri görürken diğer günlerde güvenli ve denetimli biçimde işletmelerde uygulamalı eğitim alabilmelidir.
Sonuç
On iki yıllık zorunlu eğitimin temel amacı doğrudur: Hiçbir çocuğun eğitim hakkından mahrum bırakılmaması. Ancak iyi niyetli bir amaç, yanlış veya tek tip bir uygulamayı kendiliğinden doğru hâle getirmez.
İstemeyen öğrenciyi dört yıl boyunca sınıfta tutmak, eğitim vermek değildir. Herkese diploma vermek de herkesi nitelikli hâle getirmez. Gerçek başarı; öğrenciyi yeteneğine göre yönlendirmek, ona temel vatandaşlık bilgisi kazandırmak, meslek edinmesini sağlamak ve hayata hazırlamaktır.
Türkiye’nin ihtiyacı zorunlu eğitimi yalnızca süre üzerinden tartışmak değil; niteliğini, çeşitliliğini ve iş hayatıyla bağını yeniden kurmaktır. Eğitim zorunlu olabilir; fakat tek tip eğitim zorunlu olmamalıdır.