01.11.2026Pasinler☼
Pasin Ovası · Erzurum · TürkiyeYerel habercilikte hızlı, anlaşılır ve güvenilir yayın
Pasinlerin Sesi
Tarihin İzindeDadaşın Sesi
◖ SON GELİŞMELER
TÜMÜ →
Ana Sayfa › Köşe Yazıları
REKLAM · HABER DETAY ÜST
· Köşe Yazıları ·

Hasankale sizin kuyumcu tezgâhınız değil!

Hasankale sizin kuyumcu tezgâhınız değil!
◷ 5 dk okuma◉ 0 görüntülenmePasinlerin Sesi Haber Merkezi

Hasankale’nin insanlarını altın ve gümüş diye sınıflandıranlara soruyoruz: Ölçünüz nedir, bu yetkiyi kimden aldınız? Bir memleketin kıymeti, dar çevrelerin övgü listelerine sığmaz; kimsenin değeri sosyal medyada dağıtılan payelere bağlı değildir.

REKLAM · HABER İÇERİĞİ ARASI

Gazetemiz köşe yazarlarından Hikmet Ergün, çok önemli bir konuya parmak basmış “Hasankale’de insanın değeri altınla, gümüşle ölçülmez!” başlıklı yazısıyla yerinde bir tartışma başlattı. İnsanları takdir etmekle onlara değer biçmek arasındaki çizgiyi hatırlattı.

O çizginin üzerinde biraz daha durmak gerekiyor. Çünkü mesele, birkaç süslü övgü cümlesinden ibaret değil. Mesele, birilerinin kendisini koskoca bir memleketin insanlarını sınıflandırmaya yetkili görmesi.

Birine “altın”, diğerine “gümüş” diyorsunuz. Peki, hangi ölçüye göre?

Teraziniz neyi tartıyor: Emeği mi, karakteri mi, hizmeti mi; makamı, serveti, unvanı veya sizinle kurulan yakınlığı mı?

Ölçünüzü açıklayın ki neyi değerlendirdiğinizi bilelim. Yoksa kendi beğeninize göre dağıttığınız sıfatları neden bütün Hasankale’nin ortak hükmü gibi kabul edelim?

Bir insanı sevebilirsiniz. Başarısıyla gurur duyabilir, emeğine teşekkür edebilirsiniz. Ancak “Benim için kıymetlidir” demekle bir memleketin insanlarını kıymet sırasına dizmek arasında ciddi bir fark vardır.

Siz o farkı ortadan kaldırdığınızda, biz de sorarız: Bu yetkiyi kimden aldınız?

Üstelik başkalarında aradığınız nitelikleri kendi davranışlarınızda gösterebiliyor musunuz?

Ölçünüz dürüstlükse sözünüzle davranışınız ne kadar örtüşüyor? Ölçünüz vefaysa size yakın olmayanların emeğini de teslim edebiliyor musunuz? Ölçünüz liyakatse sevmediğiniz birinin başarısını aynı açıklıkla anlatabiliyor musunuz?

Başkalarını tartarken kendinizi terazinin dışında tutamazsınız.

Bir öğretmeni takdir etmek için öğretmen, bir bilim insanının başarısını görmek için profesör olmak gerekmez. Fakat insanları ahlaki ve toplumsal bir sıralamaya yerleştiriyorsanız kendi tutarlılığınızın sorgulanmasına da katlanacaksınız. Hüküm verirken gösterdiğiniz rahatlığı, hükmünüz eleştirildiğinde de göstereceksiniz.

İşin en çarpıcı tarafı ise bu değerlendirmelerin Hasankale’nin gündelik hayatından uzakta yapılması.

Binlerce kilometre öteden memleketi sevmek mümkündür. Uzakta yaşayanın aidiyeti de emeği de sırf mesafe yüzünden küçümsenemez. Fakat memleket sevgisi, kimseye bütün hemşehrileri hakkında hüküm verme ayrıcalığı kazandırmaz.

Özlemek başka, bugünün Hasankale’sini bütün insanlarıyla tanıdığını sanmak başkadır.

Bugün köyde üretmeye çalışan insanın derdini ne kadar biliyorsunuz? İş arayan gencin önüne hangi kapılar açılıyor, hangileri kapanıyor? Hangi öğretmen sessizce öğrencilerinin hayatına dokunuyor? Hangi esnaf kimseye duyurmadan bir ailenin yükünü hafifletiyor?

Bunların hepsini bilmiyorsanız değerlendirmenizin sınırını da bileceksiniz.

Birkaç telefon görüşmesi, birkaç eski dostluk ve sosyal medyada önünüze düşen fotoğraflar, bir memleketin bütün hayatını görmeye yetmez. Hatıralarınızdaki Hasankale ile insanların bugün yaşadığı Hasankale arasında geçen yıllar, değişen şartlar, sizin bilmediğiniz emekler vardır.

Onları görmeden insanları derecelendirmek, eksik bilgiyle büyük hüküm vermektir.

Bir de şu merkez meselesi var.

Pasinler merkezinde tanıdığınız isimler kıymetli de köylerde yaşayanlar bu memleketin nesi?

Tarlasını eken, hayvanına bakan, çocuğunu okutan, yaşlısına sahip çıkan insan sizin çevrenizde bulunmadığı için mi görünmez oluyor? Fotoğrafını paylaşmadığınız köylü, Hasankale’nin ortak hayatına katkı sunmuyor mu?

Hasankale, sizin dolaştığınız birkaç sokaktan ve oturduğunuz birkaç masadan büyük!

Merkeziyle, köyleriyle, burada yaşayanıyla, uzakta olup bağını emekle sürdüreniyle bir bütün. Hiç kimse bu aidiyetin kapısında durup kimin içeride, kimin dışarıda olduğuna karar veremez.

Telefon rehberinizde bulunmayan insanların da hikâyesi var. Sizinle aynı masaya oturmayanların da hatırı, emeği ve itibarı var.

Bir insanı tanımıyor olmanız onun eksikliği değildir. Sizin bilginizin sınırıdır. O sınırı bütün memleketin sınırı gibi sunmayın.

Tespihin taneleri gibi övgülerinize dizdiğiniz isimleri bir de insanların deneyimlerinden dinlemeyi denediniz mi?

Bir esnafı yalnızca sizinle kurduğu dostluk üzerinden değerlendirmek yeterli midir? Yanında çalışan ne söyler? Müşterisi ne anlatır? Komşusu hangi davranışıyla hatırlar?

Birini “memleket sevdalısı” diye yüceltiyorsanız bu sıfatın somut karşılığını da ortaya koyun. Gençlere hangi fırsatı sunmuş? Hangi ortak sorunda sorumluluk almış? Yaptığı işin ötesinde toplumsal hayata nasıl katkıda bulunmuş?

Akşam başka bir yere gitmesi tek başına kimsenin sevgisini veya karakterini ölçmez. Aynı şekilde gündüz Hasankale’de dükkân açması da kendiliğinden üstün bir memleket sevgisinin belgesi olmaz.

Adres üzerinden insan eksiltmeyelim; fakat ticari ilişkiyi de fedakârlık diye pazarlamayalım.

Madem hizmetten söz ediyoruz, somut konuşalım. Kim ne yapmış, kime faydası dokunmuş, hangi sorunun çözümüne katkı sağlamış? Unvanları bir kenara bıraktığımızda geriye ne kalıyor?

Bir makamda bulunmak, o makamın hakkını vermiş olmanın kanıtı değildir. Şöhret, karakter belgesi değildir. Fotoğrafın altındaki alkışlar da toplumsal itibarın tek ölçüsü olamaz.

Sosyal medyada kullanılan bu dilin sorunu tam da burada başlıyor. İnsanların hayatı, paylaşımın etkisini artıracak birer süse dönüşüyor. Övgünün ölçüsü kaçıyor, sıfat büyüyor, gerçek emek arada kayboluyor.

Birkaç beğeni ve kibrinizi okşayacak birkaç yorum uğruna insanların değerini kendi elinizle dağıtacağınız payelere bağlayamazsınız.

Alkış bekleyen sizsiniz diye bütün memleket sizin sahnenize dönüşmez!

Bir insanı takdir etmek için başka birini alt basamağa koymak zorunda değilsiniz. Başarıyı anlatmak için altın, gümüş, bronz cetveli açmanız gerekmiyor. Yapılan işi yazın, emeği gösterin, teşekkürünüzü edin. Okur da kendi kanaatini oluştursun.

“İyi niyetle söylüyoruz” diyebilirsiniz. Öyleyse eleştiriyi de iyi niyetle dinleyin. Kullandığınız dilin doğurduğu soruları cevaplayın. Neden bu insanı seçtiğinizi, hangi katkısını değerli bulduğunuzu anlatın.

Ama kişisel tercihinizi tartışılmaz bir hükme çevirmeyin.

Bizim itirazımız başarılı insanların tanıtılmasına değil. Tam tersine, daha çok insanın emeğinin görülmesini istiyoruz. Hep aynı çevrenin birbirini anlattığı bir övgü halkasının dışına çıkılmasını istiyoruz. Adı duyulmayanların, kendisini pazarlamayanların, alkış beklemeden sorumluluk alanların da hatırlanmasını istiyoruz.

Çünkü Hasankale’nin kıymeti birkaç kişinin görünürlüğüne sığmaz.

Bu memleketin insanı sizin listenize girerek değer kazanmaz. Listenizin dışında kalarak da değer kaybetmez. Sizin takdiriniz, bir insanın hayatına vurulacak son mühür değildir.

Hasankale sizin kuyumcu tezgâhınız değil; insanı da ayarına bakıp fiyat biçeceğiniz maden değil.

Öveceğiniz insanın emeğini anlatın. Ama kendinizi insanların kıymetini belirleyen makam sanmayın.

Terazinizin ayarını açıklayamıyorsanız insanları tartmaya kalkmayın!

OKUR GÖRÜŞLERİ

Yorumlar

Yorumlar editör onayından sonra yayımlanır.
Hakaret, tehdit, kişisel veri ve spam içeren yorumlar yayımlanmaz.
Bu habere henüz yayımlanmış yorum yok. İlk görüşü siz bırakabilirsiniz.

İlgili Haberler

Aynı kategori veya bölgeden